2 Nisan 2017 Pazar

Mantık Doğrusu Nedir? Bilgi Doğrusu Nedir?

Mantık Doğrusu Nedir? Bilgi Doğrusu Nedir?
Mantık doğa bilimleri (fizik, kimya, biyoloji vb.) gibi deney ve gözlem yaparak bilgi doğrusunu araştırmaz. Mantığın amacı, mantık doğrusuna ulaşmaktır. Akıl ilkelerinden kaynaklanan doğruya, mantık doğrusu denir.
Mesela; “bütün kuşlar uçar” dedikten sonra, “serçe uçar” ifadesinin doğru olması gerekir.
Bilgi doğrusu dediğimiz şey ise nesne ile dış dünyada bulunan, somut olarak varolan herhangi bir şeyle buna ait olan bir yargının örtüşmesidir. Örtüşme gerçekleşiyorsa bu bilgi doğru, örtüşmüyorsa bu bilgi doğru değildir. Fizik, kimya ve biyoloji gibi doğa bilimlerinin konusu dış dünyada bulunan varlıklardır. Matematik ve mantık gibi bilimlerin konuları ise aklın ürünleri olan, düşüncede olan varlıklardır.
Mantık doğrusu, akıl ilkelerinden kaynaklanan doğrudur. Bilgi doğrusu ise yargının taşıdığı anlamla yargının işaret ettiği nesne arasındaki uygunluğa bağlı olan doğrudur. Örneğin “Tahta yeşildir” ifadesinde “tahta”, gerçekliktir. Buna atfedilen yargı “yeşildir” ifadesidir. Bu ikisi örtüşürse bilgi doğru, örtüşmezse bilgi yanlış olur.
Bilgi doğrusunu ilgilendiren varlıklar “reel varlıklar”dır. Mantık doğrusunu ilgilendiren varlıklar ise “ideal varlıklar”dır.
REEL VARLIKLAR
İDEAL VARLIKLAR
* Dış dünyada bulunurlar.
* Somut varlıklardır.
* Duyularla algılanırlar.
* Laboratuvar ortamında incelenebilirler.
* Doğa bilimlerinin konusuna girerler. * Düşüncede bulunurlar.
* Soyut konulardır.
* İdeal bilimlerin konusuna girerler.
Örneğin “Su, boğucudur” ifadesinin dış dünyada ispat edilme olanağı vardır. Örneğin “İnsan bir şeyi hem söyleyip hem söylemediği iddia edemez.” ifadesi, salt akıl yürütme ile ilgilidir.
Mantık doğrusuna, düşünme ilkeleri aracılığıyla ulaşılır. Mantıksal doğrular, düşünme ilkelerine uygun doğrulardır.
Mantık ilkeleri doğru düşünebilmek için uyulması gereken temel ilkelerdir.

Mantık Nedir? Mantığın Konusu Nedir?

Mantık Nedir? Mantığın Konusu Nedir?
“Nutuk” kavramından, yani “konuşmak”tan türeyen bir kavramdır. Farabi için bu iç ve dış konuşma biçiminde gerçekleşir.
“Mantık” hem bir bilime ad olarak, hem de bir düşünme tarzını belirtmek için kullanılır. “Mantıktan nerelerden sorumluyuz?”, “Tüm bilimlerin genel yöntemi olarak, mantık kabul edilir” gibi cümlelerde mantık bir bilim anlamında kullanılır. Diğer türlü ise “Söylediklerin akla mantığa uyuyor”, “Biraz mantıklı ol”, “Mantıklı düşünelim” derken ise mantık düşünme anlamında kullanılmıştır.
Düşünme olarak mantık, mantık disiplinine bağlı değildir. İnsanlar “mantık”ın bir bilim olarak kabul görmesinden önceki zamanlarda da mantıklı ve tutarlı düşünürlerdi. Ama mantık, Aristoteles ile beraber bir bilim hâline gelmiştir.
Terim olarak mantık, bilinenden yola çıkarak bilinmeyenin bilgisine ulaşmaya vasıta olan bir bilim ya da kurallarına uyulduğu takdirde zihni hataya düşmekten koruyan bir disiplindir. Mantık, doğru düşünmeyi yanlış düşünmeden ayıran kurallar sistemidir.
Mantık, formel bir bilimdir. Yani biçimseldir. Dış dünyadaki somut olaylarla ilgili değildir. Mantığa konu olan kavramlar dış dünyada “şudur” ya da “budur” diye gösterilemez. Bu nedenle düşüncenin bilimi olan matematik ve geometriye benzer. Bu bilimlerin temelinde zaten mantıksal düşünme ve mantıksal akıl yürütme vardır.
Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 3. Sınıf "Klasik Mantık" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM)

1 Nisan 2017 Cumartesi

Platon'da Etik

Platon, Formlar Kuramı olarak bitirdiği idealist sentezlemesini, sofistlerin epistemolojik kuşkuculuklarına karşın toplumsal temelde etik bir mutlaklık (ya da mutlak bir etik) şeması çizebilmek adına ortaya koymuştur.

Presokratik doğa felsefelerinin kucağında yetişen sofistlerin göreci-değer anlayışlarının asli çıkarımlarından biri olan ahlaki sezgiciliğin savunulamazlığı karşısında Platon, görünüşlerin yanıltıcılığına rağmen, şeyleri ayrıştırmamızı sağlayan yetkin bilgi gerçekliğinin reddedilemeyeceğinden hareketle metaetik bir kavramlaştırma üreterek, Formlar Kuramı'nın doğrulanabilirliğini, evrensel-iyi ideasının öğretilebilirliğini, buna mukabil ahlaki sezgiciliğin savunulabilirliğini kendi epistemolojisinin merkezine almıştır. Onun, filosofu kral kılmak istemesinin sebebi temel olarak budur.

Eserlerinden bilindiği üzere, hem pozitif hem de negatif anlamda Platon’u yetiştiren figür, bir ruhçu olmasına rağmen sadece akla ve onun içerimlerine yoğunlaşan Sokrates'tir ki, bu durum Platon'da tersine döner. Sokrates'in, sonradan Sokratik dialektik olarak adlandırılan sentezleme yöntemi üzerine kurulan özgün anlık karakteri, Platon'un da etik ve epistemolojisinin tasarlanmasında en büyük rolü oynamıştır. Sokrates'in idamına karşın, aristokratik bir aileden gelen Platon, Sokratik ikna temelli toplumsal yaklaşımları reddederek, tek başına felsefenin, ne topluma, ne de varlığını hiç sorgulamadığı iktidara, evrensel iyiyi öğretmek için yeterli olmadığını, ancak bu olanağın, yetkin bilgiye erişmiş filosof kişinin iktidarı biçimlendirmesi, ya da onda direkt bir yol oynamasına bağlamıştır.

***

Sofistlere göre ahlaki kaideler, coğrafi konum ve kültüre göre biçimleniyorlar/dı. Belirli bir toplumda yaşayan insanlar, oluşmuş ahlaki taleplere kamu baskısından dolayı çaresizce itaat etmek durumundalardı(r). Bu yüzden sofistlere göre, kuramsal bir adalet anlayışını kusurlu da olsa pratiğe dökebilen, oluşmuş bir değerler dizisinin ortaya çıkardığı sanal güçtü. Böyle bir değerler dizisinde baskın konumlara yerleşmiş bireylere de otorite deniyor/du. Bu ontolojik toplum anlayışı üzerinden, evrensel bir ahlağın da var olmadığını düşünen, ancak onun kurallarının, topluma göre yazıldığını savunan sofistlerin bu tutumları, kendi içinden, iyi bir hayatın, ancak hazla doyuma ulaşılabilen -ki bu Epirküryan anlamdaki haz değil- bir hayat olabileceğini fikrini doğuruyor/du.

Evrensel etik fikrini reddeden sofistlerin bu tutumlarına karşın Platon, Sokratik öğrenimi üzere, erdemin bilgi ile özdeş olduğunu savunmuştur. Bu savunuyu da yine kendi Pisagor temelli idealist düşünce izleğinden çıkan bölümlemeli ruh anlayışının, erdemsel dinamiklerle ne gibi bir özdeşlik bulunduğuna açılım veren erdem teorisiyle desteklemiştir. Bu bağlamda Platon'un Devlet'i, onun, -müstakil tandasları bünyesinde barındıran ruh- anlayışından çıkar ki, asılda Platon'un tüm etiği de bu anlayış üzerine yazılan aklın imlemelerine dairdir, örneğin; bir içkinliğin bilincinde olma, ya da eylemi tanımlama; bunlar aklın edimleridir. Aklın edimselliği ise onu temelleyen tinin öz varlığına iyedir, çünkü aklı yönlendiren bir unsur olmak zorundadır. Bunların nihayesi olarak doğan gelişken arzular ise, ruhun, dışsal olan karanlığı içsel aydınlık sanmasından ibarettir; bu durumu tersine çevirmek isteyen Platon, Mağara Alegorisi gibi, sonradan Hristiyanlığa da temel olacak tahayyüllerini pazara sürmüştür. Sokrates gibi, aklı, ruhun en üstün yetisi olarak alıveren Platon, onun, karanlığı temsil eden hayvansal dürtüleri saf dışı bırakmak adına kullanılması gereken tek etkin silah olduğundan dem vurur, ancak Platon'a göre, sıra insanların bu husustaki yetkinlikleri ya çok sınırlı, ya da hiç yoktur. Dolayısıyla, evrensel bir etiği temellemek, ondan da en iyi ahlaki standartları çıkarmak, Platon'un, filosof tanımına karşılık gelen kişinin vazifesidir; bu kişinin aklı, iyi ve kötü olana yönelik doğru sentezlere temas edebilmiş, evrensel etiği hesaplayabilecek kapasiteye ulaşmış olmalıdır, ki bu durum, Formlar Kuramı'nın hakikatine yönelik bilginin, tefekkür ile sağlanması üzerinden edinilecek epistemolojik yetkinliğin sonucudur.